<?xml version="1.0" encoding=""?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Yurttan Sesler</title>
	<atom:link href="http://yurttansesler.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yurttansesler.wordpress.com</link>
	<description>hepiniz hikâyesiniz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Aug 2009 12:59:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='yurttansesler.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/e8bfd90a7828581f2f663c3a12df3496?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Yurttan Sesler</title>
		<link>http://yurttansesler.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Hafifletici Sebepler</title>
		<link>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/08/12/hafifletici-sebepler-2/</link>
		<comments>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/08/12/hafifletici-sebepler-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 12:58:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yurttansesler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Boş Arsa'dan Sızanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yurttansesler.wordpress.com/2009/08/12/hafifletici-sebepler-2/</guid>
		<description><![CDATA[Taksim. Serin bir ilkbahar akşamı. Gezi Parkı&#8217;nın meydan tarafına bakan yanı. O ne! Seyyar köfteci tekme attı sucu çocuğa. Kitapçı Cengiz köfteciye çıkıştı. Köfteci kılıç gibi çekti bıçağını. Cengiz tırstı. Ama yarım ağız konuşmaya devam etti. Köfteci lafları işitti fakat ileri gitmedi. İstediğini yapmıştı. Kitapçı mahçup oldu. Geri çekildi. Ikındı sıkındı, kızardı bozardı. Gel gör, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yurttansesler.wordpress.com&blog=5284981&post=216&subd=yurttansesler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Taksim. Serin bir ilkbahar akşamı. Gezi Parkı&#8217;nın meydan tarafına bakan yanı. O ne! Seyyar köfteci tekme attı sucu çocuğa. Kitapçı Cengiz köfteciye çıkıştı. Köfteci kılıç gibi çekti bıçağını. Cengiz tırstı. Ama yarım ağız konuşmaya devam etti. Köfteci lafları işitti fakat ileri gitmedi. İstediğini yapmıştı. Kitapçı mahçup oldu. Geri çekildi. Ikındı sıkındı, kızardı bozardı. Gel gör, daha fazlasını yapamadı. Olay böylece kapandı.</p>
<p>Aradan yıllar geçti. Fakat Cengiz bir türlü unutamıyordu memleket için küçük kendi için büyük o mağlubiyeti. Ve nedense o mağlubiyetin biley taşında keskinleşiyordu hırçınlığı. Öyle ki süfli bir bitirimliğe kadar vardırdı işi. Olur olmaz yerde kavga çıkaran çekilmez bir adama dönüştü. Kimse onunla bir yere gezmeye gitmek istemiyordu. Söz konusu içmekse, kafasındaki bitler bile meyhane yolunda ondan kaçıyordu. Cengiz yaşlandıkça oturaklı, efendi bir adam olacağına çocuklaşıyordu.</p>
<p>Nitekim, bir ilkbahar akşamı Taksim’de yıllar önceki hadisenin bir kopyasına tanık oldu. O da ne! Köfteci sucu çocuğun kıçına okkalı bir tekme attı. İşte intikam zamanı gelmişti. Bu kez tereddütsüz köfteciye doğru koştu. Kükredi. Sağlam bir kafa yerleştirdi adama. Köfteci düştü. Bilincini yitirdi. Ve Cengiz ne olduğunu anlayamadan topukladı. İntikamını almıştı. Maç boyunca gol yiyen ama penaltılarda devleşen kaleci hâleti ruhiyesiyle evine yollandı. Ertesi gün gazeteden köftecinin komalık olduğunu öğrendi. Yani?..</p>
<p>Aranıyordu. Yargılanacak, hapis yatacaktı. Ahh! Nerden nereye! Ve ne çabuk! Ama köfteci sucu çocuğa tekme atmıştı, o da o yüzden çocuğu korumuştu. Ortada bir güç eşitsizliği vardı. O da koruma amaçlı… Evet… Taammüden bir saldırı değildi yani. Köfteci ölürse? Taammüden cinayet olmazdı. Hafifletici sebeplerle ne kadar yatardı ki? Hafifletici sebepler neydi? Var mıydı? Bilmiyordu. Cengiz’in alnı müthiş sızlıyordu. İki elinin arasına koydu kafasını. Düşünemiyordu. Kalktı. Elini saksıya attı. Sardunyanın dibi kurumuştu. Güçlükle, bilinçsizce sardunyayı suladı. Kedisinin mama kabını doldurdu. Dışarı çıktı.</p>
<p>Bir süre sersem sersem dolaştı sokaklarda. Sonra karar verip karakola gitti, teslim oldu. Ne yapacaktı? Olayı olduğu gibi anlattı. Cengiz’i nezarethaneye koydular. Bir ya da bir buçuk gün boyunca nezarette kaldı. Sakalları uzadı. Bir mağara adamına dönüştü hızla. Niye bu kadar uzun sürmüştü ki nezaret? Seslenmeye, sormaya çekiniyordu. Hafifletici sebepleri -eğer varsa onları- yitirmek istemiyordu. Otoriteye boyun eğen, na-âsi, haddini aşmayan bir adam görüntüsü çizmeye çabalıyordu. O çabalaya dursun, bir polis ansızın gelip köftecinin öldüğünü söyledi. Cengiz’in sırtı ürperdi. Göğsü sıkıştı. Bayılacak gibi oldu. Bir bardak su istedi polisten. Ah! Artık tek şansı sucu çocuktu. O gelecek ve gerçeği anlatacaktı. Hem belki o zaman delikanlı bir adam muamelesi bile görebilirdi. Değil mi ya? Sabi sübyana kol kanat germişti. Belki hapishanede bitirimler, ağır abiler koğuşunda yatardı.</p>
<p>Aynı polis bir saat sonra tekrar geldi ve Cengiz’i yukarı, yazıhaneye çıkardı. Sucu çocuğu bulmuşlardı. Oturdular. Sucunun gözleri şişmişti ağlamaktan. “Acaba çocuğa işkence mi yaptılar?” diye düşündü. Hemen ardından “Olur mu canım!” dedi kendi kendine. Çocuk bîtap görünüyordu.</p>
<p>Komiser öksürerek “O bu mu?” dedi.</p>
<p>“Evet” dedi çocuk.</p>
<p>Cengiz’in gözleri ışıdı. Umutla çocuğa baktı.</p>
<p>“Köfteci sana tekme atmış öyle mi?” dedi komiser bir şey imâ eder gibi.</p>
<p>“Yoo. Yani şakalaşıyorduk.” dedi çocuk Cengiz’in gözlerinin içine bakarak hüzünle.</p>
<p>Cengiz “Nasıl yani…” diyecek oldu, komiser susturdu.</p>
<p>Sucu çocuk devam etti, “O benim en sevdiğim abimdi. Beni en çok o severdi. Hergün güreşirdik onla. Arada bir de şakalaşırdık öyle.” derken ağlamaya başladı.</p>
<p>Cengiz çaresiz komisere baktı. Komiser Cengiz’e hitaben “Doğru söylüyor.” dedi.</p>
<p>Bir kez daha başı döndü Cengiz’in. Midesi bulandı. Ve gözleri kararıp, iki büklüm yıkıldı yere. Yarı baygın bir halde yatarken, bu yaşananların rüya </p>
Posted in Boş Arsa'dan Sızanlar  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yurttansesler.wordpress.com/216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yurttansesler.wordpress.com/216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yurttansesler.wordpress.com/216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yurttansesler.wordpress.com/216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yurttansesler.wordpress.com/216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yurttansesler.wordpress.com/216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yurttansesler.wordpress.com/216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yurttansesler.wordpress.com/216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yurttansesler.wordpress.com/216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yurttansesler.wordpress.com/216/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yurttansesler.wordpress.com&blog=5284981&post=216&subd=yurttansesler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/08/12/hafifletici-sebepler-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">yurttansesler</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Usta Beni Sevsene</title>
		<link>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/02/17/usta-beni-sevsene/</link>
		<comments>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/02/17/usta-beni-sevsene/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2009 12:18:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yurttansesler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Boş Arsa'dan Sızanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yurttansesler.wordpress.com/2009/02/17/usta-beni-sevsene/</guid>
		<description><![CDATA[Sabahtı. “İşler nasıl gidiyor?” demişti minibüsüne atıp eski, baba yadigârı sandığı getiren Simon. “İyidir be.” demişti Bilâl kan ter içinde. Ve Simon’u iplemeden haldır huldur devam etmişti işine. Simon hâl hatır sormuş, Bilâl’se tersler gibi yanıtlamıştı genç adamı. Boynunu eğip, sandığı istemeden teslim ederek çıkmıştı dükkândan o da. Sandık için ne yapılmasını istediğini tam anlatamadan, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yurttansesler.wordpress.com&blog=5284981&post=209&subd=yurttansesler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sabahtı. “İşler nasıl gidiyor?” demişti minibüsüne atıp eski, baba yadigârı sandığı getiren Simon. “İyidir be.” demişti Bilâl kan ter içinde. Ve Simon’u iplemeden haldır huldur devam etmişti işine. Simon hâl hatır sormuş, Bilâl’se tersler gibi yanıtlamıştı genç adamı. Boynunu eğip, sandığı istemeden teslim ederek çıkmıştı dükkândan o da. Sandık için ne yapılmasını istediğini tam anlatamadan, iç çekerek ayrılmıştı. O saatten bu saate bir şey değişmedi. Bilâl hâlâ kan ter içinde. Vakit akşama erişmekte ama o hâlâ haldır huldur çalışmakta. Deli gibi sadece kendisi çalışsa iyi, iki kalfası ve iki çırağını da canlarından bezdirmekte. Ve Simon’un sandığına hâlâ durduğu köşede durmakta… “Zekai! Sen şu talaşları süpür, çuvallara doldur; sonra ocağın altını yak, boncuk tutkalı kaynatmaya başla… Cemil! Sipariş dolapların işkencelerini çıkar… Zafer! Ne çöktün yorulmuş gibi lan dümbelek! Bak bak! Şu eski sandığı… Ha o… Damarları çıkıncaya kadar bi zımparala. Yok yok… Evet evet… Zımparala… Bak hâlâ duruyo manyak. Hadi lan… Necmi! Bitmedi mi daha rafların geçmeleri. Ooo! Ninem bile daha hızlı yap… Ahh!&#8230; Siktiğimin eline geçirdim keseri… Ahh!.. Zekai bırak talaşları bana eczaneden yara bantı al… Yok yok… Şişcek bu o kadar… Tamam sen bak işine.” Dışardan bakınca Bilâl kutsal bir vazifeyi kısıtlı bir sürede yerine getirmeye adanmış -fakat Şarlo filmlerindeki gibi çabuk devirde oynatılan- tiplere benziyordu. Beyaz yüzü kızarıp bozarmada, buruşuk ellerindeki damarlar kabarıp mavileşmede, göğsü hızla inip kalkmada ve iri siyah gözleri çabuk çabuk açılıp kapanmadaydı. İşin aslı gücünü aşan büyüklükte bir sipariş yığını durmaktaydı önünde: Parçaları hâlâ eksik, demonte bir duvar kitaplığı; bütün hâline getirilmeyi bekleyen çam ağacından küçük bir bekâr dolabı; altı rendelenecek bir banyo kapısı; onarım isteyen belki yüz yaşında masif kayından bir çalışma masası; birleştirilmeyi bekleyen yüzlerce çerçeve; güzel sanatlar akademisi’nin siparişi ve yarına yetişmesi gereken henüz astarlanmamış (ve boncukları kaynamamış) iki yüz elli adet tuval… Ahh! Bilâl saçını sakalını yoluyordu. Ne ki bu durum ilk değildi. Bilâl hep böyle yapıyordu. Daha çok kazanmak, daha çok ünlenmek istiyordu. Ünlendikçe siparişler ve ücreti artacak; siparişler ve ücreti arttıkça ünlenecekti. Bilâl hem büyük bir usta olarak anılmak hem de zengin olmak istiyordu. Bu yaşına gelmiş ustalıkla para, insaniyetlilikle para arasındaki ters orantıyı keşfedememişti hâlâ. Öte yandan ondan başka kaç marangoza iki kalfa, iki çırak nasip olurdu ki? Ayrıca kocaman bir atölyesi vardı; L şeklinde! Gel gör çalışmakla deli danalar gibi koşturmanın farkını da bilmiyordu bizim usta…<br />
Zekâi, “Saat altı oldu usta!” dedi korkuyla. Bilâl, “Siparişler bitmeden kimse bir yere gidemez!!! Şu kapıdan dışarı adımını atanın vallahi kulağını keserim!!!” diye bağırdı. Kalfalar ve çıraklar taşaklarına kadar titrediler. Hepsi birden aynı ustaları gibi çabuk hareketlerle işlerine saldırdılar. Artık marangozhanenin her köşesinde bir tıkırtı, bir sürtünme, bir çarpınıtılı soluma sesi vardı. Gözler yorulsa, omuzlar düşse de ustanın bağırışı hâlâ kulaklardaydı. Vakit yatsıya yaklaşırken L şeklindeki marangozhanenin arkasında, görünmeyen noktada büyük bir gümbürtü duyuldu. Cemil, Zafer, Necmi sese koştular. Zekâi yerde bilinçsiz yatıyordu. Kafasına fındık kabuğundan yapılma levhalardan biri düşmüştü. Ambulans çağırdılar. Ama ambulans gelmek nedir bilmiyordu. Acılı bekleyiş sırasında birden içeri Simon girdi; sabahtan kalma sıkıntısından kurtulmak ve yadigâr sandığı geri almak için gelmişti. Fakat neyle karşılaşmıştı. Bir yanda hunharca zımparalanmış yadigâr sandık öte yanda yerde bilinçsizce yatan bir çocuk. Olanları anlattılar. Simon şaşkınlık içinde çocuğu kucakladı. Atölyeden çıkardı. Minibüsüne yerleştirdi. İki kalfa, bir çırak ve Bilâl arabaya doluştular. Tam sokaktan çıkacaklarken ambulans önlerini kesti. Güç belâ ambulansı yollarından çekip devam ettiler. Bilinçsiz bedeni doktorlara teslim ettiler. Yedi gün yedi gece hastane kapılarında beklediler. Ve içlerinden bir tek Bilâl siparişlerini düşünüyordu. Ve gölgelenen ününü. Aklı atölyedeydi. Ne ki gidemiyordu işte. Yemiyordu. Yedinci günün sonunda Zekâi öldü. Yıkandı ve gömüldü… Bilâl, Cemil, Zafer ve Necmi kös kös marangozhaneye döndüler. Bir süre şaşkın şakın durdular. Zafer aptalca bir tavırla “Zımparaladığım sandık nerde?” dedi. Necmi gizli bir istihza ile “Simon al demişti Zekâi’yi kucakladığında. Ben de alıp minübüsün arkasına koyduydum.” diye karşılık verdi. Bilâl saatine baktı. Dördü de bir süre daha öyle bakındılar. Ve sonra düğmelerine basılmış gibi kaldıkları yerden koşturmaya başladılar. Ölüm kokan atölyeyi tıkırtılar, hışırıtlar, sürtünme, çarpma, kırılma, yarılma sesleri kapladı yeniden.</p>
Posted in Boş Arsa'dan Sızanlar  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yurttansesler.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yurttansesler.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yurttansesler.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yurttansesler.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yurttansesler.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yurttansesler.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yurttansesler.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yurttansesler.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yurttansesler.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yurttansesler.wordpress.com/209/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yurttansesler.wordpress.com&blog=5284981&post=209&subd=yurttansesler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/02/17/usta-beni-sevsene/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">yurttansesler</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yusuf</title>
		<link>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/01/02/yusuf/</link>
		<comments>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/01/02/yusuf/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 14:17:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yurttansesler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Boş Arsa'dan Sızanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yurttansesler.wordpress.com/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[Karton kutunun altı ıslanmıştı yağmurdan. Islak kartona dikkatle bakınca küçük olukları görünüyordu; dokunsan pelte gibiydi. Yusuf&#8217;un uyurken başını yasladığı yağlı parka yanağının altında toplanmıştı. Büzüşük yanağının üzerinden gördü kartondaki ıslaklığı. Yağmur devam ederse, kartonun tabanının bütün ıslanacağını, ıslaklığın tabandan tavana yürüyeceğini, kutunun eriyeceğini gördü. Parkın altındaki mahallede bir dükkanı hatırladı. O dükkandan yeni ve kuru [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yurttansesler.wordpress.com&blog=5284981&post=204&subd=yurttansesler&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Karton kutunun altı ıslanmıştı yağmurdan. Islak kartona dikkatle bakınca küçük olukları görünüyordu; dokunsan pelte gibiydi. Yusuf&#8217;un uyurken başını yasladığı yağlı parka yanağının altında toplanmıştı. Büzüşük yanağının üzerinden gördü kartondaki ıslaklığı. Yağmur devam ederse, kartonun tabanının bütün ıslanacağını, ıslaklığın tabandan tavana yürüyeceğini, kutunun eriyeceğini gördü. Parkın altındaki mahallede bir dükkanı hatırladı. O dükkandan yeni ve kuru bir kutu bulabilirdi. O dükkanın yanında bir bakkal vardı. Eski bir bakkal. Önünden geçerken çok eski bakkal kokan bir bakkal. Çok eski bakkalın kızını öpmüştü, gıdıktan, kimbilir ne zaman? Ama sanki az önce öpmüş gibi geldi. Sanki gene o bakkalın yanından geçse ve koku gene ona çok eski bakkalı hatırlatsa sanki gene o kızla öpüşebilirmiş gibi geldi. Kalkıp aşağı mahalledeki dükkana gitmeli; yeni bir kutu istemeli, diye düşündü.</p>
<p>Derken, yağmur tıpırdamaya başladı kutunun tavanında. Çocukluğundaki bir sabah kahvaltısını hatırladı. Bir yaz sabahıydı. Karadeniz&#8217;li bir ailenin birkaç dönüm fındık bahçesi karşılığı satın aldığı köşke gitmişlerdi. Köşkün artık kullanılmayan bahçıvan kulübesinin verandasında kahvaltı ederlerken aynen böyle yağmur yağıyordu. Bakkalın kızı -neydi adı?- onlara taze ekmek getirmişti. Giderken elini küçük, fıskiyeli havuzun içine sokmuştu.</p>
<p>Bir ân önce almalıydı kutuyu. Yağmur durmayacak gibi görünüyordu. Buruşuk yanağının tümseği üzerinden hızla yayılan ıslaklığa baktı yeniden. Gözlerini yumdu. Havuzun içindeki balıklara baktı. Bakkalın kızının getirdiği ekmekleri parmağında yuvarlayıp onlara attı. Ama uyuşuk balıklar oralı olmadılar. Havuzun kenarına uzandı. Elini suya soktu. Balıklardan birini yakalamak istedi. Atıldı. O anda kendini havuzun içinde, balıkların arasında buldu. Havuza düştüğünü kimse fark etmedi bile. Suyun içinde uzun bir süre tepe taklak debelendikten ve epey bir su yuttuktan sonra başını dışarı çıkarıp soluklandı. Şimdi böyle görüyordu geçmişi. Ama olay öyle değildi. Onu düştüğü ân Cavit Eniştesi çekip çıkarmıştı sudan&#8230;</p>
<p>Yağmur şiddetlendi. Karton kutunun duvarları yumuşuyor. Yağmur sağnağa dönerse kutu pestil gibi kapanacak. Onu uyandırmaya çalışıyorum. Dürtüyorum. Sallıyorum. Ama uyanmaya niyeti yok. Hayaller yüzünden hep. Artık o da hayâl. Ben Yâkup değilim.</p>
Posted in Boş Arsa'dan Sızanlar  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yurttansesler.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yurttansesler.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yurttansesler.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yurttansesler.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yurttansesler.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yurttansesler.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yurttansesler.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yurttansesler.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yurttansesler.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yurttansesler.wordpress.com/204/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yurttansesler.wordpress.com&blog=5284981&post=204&subd=yurttansesler&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yurttansesler.wordpress.com/2009/01/02/yusuf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">yurttansesler</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>