Yusuf

Karton kutunun altı ıslanmıştı yağmurdan. Islak kartona dikkatle bakınca küçük olukları görünüyordu; dokunsan pelte gibiydi. Yusuf’un uyurken başını yasladığı yağlı parka yanağının altında toplanmıştı. Büzüşük yanağının üzerinden gördü kartondaki ıslaklığı. Yağmur devam ederse, kartonun tabanının bütün ıslanacağını, ıslaklığın tabandan tavana yürüyeceğini, kutunun eriyeceğini gördü. Parkın altındaki mahallede bir dükkanı hatırladı. O dükkandan yeni ve kuru bir kutu bulabilirdi. O dükkanın yanında bir bakkal vardı. Eski bir bakkal. Önünden geçerken çok eski bakkal kokan bir bakkal. Çok eski bakkalın kızını öpmüştü, gıdıktan, kimbilir ne zaman? Ama sanki az önce öpmüş gibi geldi. Sanki gene o bakkalın yanından geçse ve koku gene ona çok eski bakkalı hatırlatsa sanki gene o kızla öpüşebilirmiş gibi geldi. Kalkıp aşağı mahalledeki dükkana gitmeli; yeni bir kutu istemeli, diye düşündü.

Derken, yağmur tıpırdamaya başladı kutunun tavanında. Çocukluğundaki bir sabah kahvaltısını hatırladı. Bir yaz sabahıydı. Karadeniz’li bir ailenin birkaç dönüm fındık bahçesi karşılığı satın aldığı köşke gitmişlerdi. Köşkün artık kullanılmayan bahçıvan kulübesinin verandasında kahvaltı ederlerken aynen böyle yağmur yağıyordu. Bakkalın kızı -neydi adı?- onlara taze ekmek getirmişti. Giderken elini küçük, fıskiyeli havuzun içine sokmuştu.

Bir ân önce almalıydı kutuyu. Yağmur durmayacak gibi görünüyordu. Buruşuk yanağının tümseği üzerinden hızla yayılan ıslaklığa baktı yeniden. Gözlerini yumdu. Havuzun içindeki balıklara baktı. Bakkalın kızının getirdiği ekmekleri parmağında yuvarlayıp onlara attı. Ama uyuşuk balıklar oralı olmadılar. Havuzun kenarına uzandı. Elini suya soktu. Balıklardan birini yakalamak istedi. Atıldı. O anda kendini havuzun içinde, balıkların arasında buldu. Havuza düştüğünü kimse fark etmedi bile. Suyun içinde uzun bir süre tepe taklak debelendikten ve epey bir su yuttuktan sonra başını dışarı çıkarıp soluklandı. Şimdi böyle görüyordu geçmişi. Ama olay öyle değildi. Onu düştüğü ân Cavit Eniştesi çekip çıkarmıştı sudan…

Yağmur şiddetlendi. Karton kutunun duvarları yumuşuyor. Yağmur sağnağa dönerse kutu pestil gibi kapanacak. Onu uyandırmaya çalışıyorum. Dürtüyorum. Sallıyorum. Ama uyanmaya niyeti yok. Hayaller yüzünden hep. Artık o da hayâl. Ben Yâkup değilim.

Explore posts in the same categories: Boş Arsa'dan Sızanlar

Comment: