Yeşil Canavar

Fanilasının göbeğine erikleri doldurmuş koşarak geliyordu. Apo’yla Fethi ağızları sulanarak gelene bakıyorlardı. Şuna bak nasıl da sırıtıyor koşarken! İkisi de Uğur’u çok seviyordu. Mahalleyi onsuz hayal edemiyorlardı. Köhne Bizans’ın surlarına hayali sancağını dikip işeyen; dehlizlere, mağaralara dalıp, uyuyan ejderleri uyandıran; yaşlı, geçkin orospulara ekmek arası peynir götüren ve karşılığında trajik hikâyeler ve nasihatler alıp getiren; babasının dayağından kaçıp masal dünyasına sığınan bu piç kurusu olmadan mahallenin tadı çıkmazdı. Mahalle diye bir şey olmazdı.

Uğur ikilinin arasından koşarak geçerken “Koşun lan koşun!” dedi. İkili sorgulamadan koşmaya başladı. Üçü birden koşuyordu. Apo’nun yağmurluğunun sırtı şişiyor, Fethi’nin artiz saçları uçuşuyordu. Koşarken arkaya bakmıyorlardı bile. Koşa koşa ‘Moruk’ dedikleri boş arsa’daki yemiş vermeyen dutların altına geldiler. Dutların altındaki varillerin arkasına çöktüler. Uğur gülerek, “Yumulun lan!” dedi. Üç arkadaş yüzleri ekşiyerek ve hatta bazen ekşilikten gözleri yaşararak ham eriklere giriştiler.

Apo “Kim kovaladı? Paşa Nine değil heralde?”

Uğur unutmak ister gibi ama öte yandan da kafasından atamadığı bir şey gibi, “Yeşil bir şeydi. Erik büyüklüğünde çıbanlar vardı yüzünde. Yeşil çıbanlar.”,

Fethi dalga geçerek “Hassssiktir lan!”.

Uğur, “Şerefsizim.”

Fethi, “Orası doğru.”

Uğur günde on kez tekrarladığı lafı tekrarladı, “Anam avradım olsun ki lan! Babam ölsün ki lan!”

Ve en son Apo, yüzü ekşiyerek “Günaha girme lan gene.” dedi kardeş şevkatiyle; içi acıyarak arkadaşının sırtındaki kayış izlerini hatırladı ve iç çekti.

Fethi bu iç çekişi anladı ama anladığını çaktırmadı.

Uğur coşkulu, hızını alamayıp kendini kovalayan canavarın çok daha ayrıntılı bir tasvirini yapmaya başladı. Diğer iki kankanın yüzleri hem eriklerin ekşiliğinden, hem anlatılandan, hem anlatana duydukları yakın hem de yadırgayan ilgiden buruşarak ve buruşuk buruşuk sırıtarak dinlediler. Uğur’un anlattıklarıyla akşama kadar dalga geçtiler. Fakat o incelikli yeşil tasvir gece rüyalarına girdi. Bir yeşil canavar, bir Uğur’un gaddar babası oluyordu rüyalarındaki yaratık.  İkisi de ter içinde uyandılar. Atletlerini değiştirdiler. Hızla evden çıkıp, her sabah olduğu gibi köşede birbirlerini beklemeye başladılar. Ne ki Uğur gelmedi.

“Gene uyanamamıştır hırt. Sabaha kadar otuzbir çekmiştir.” dedi Fethi.

Gülüştüler. Yürüdüler. Geçerken suçluluk duygusu içinde Paşa Nine’nin bahçesindeki erik ağacına baktılar. Uğur, yaşlı dallardan birinde salınıyordu solgun bir yaprak gibi. Gözleri buhulandı ikisinin de. Daha, daha dikkatli baktılar. Görüşleri berraklaştı. Açık yeşil, yarı şeffaf yaprakların arasında arkadaşlarının yarı çıplak bedenini gördüler yeniden. Uzun bir süre gördüklerine inanamadılar. Bir süre sonra diz bağları çözüldü. İkisi de yıkılmamak için birbirine yaslandı. Öyle kalakaldılar… Yıllar hızla geçip giderken birbirinden ayrı düşen Fethi ile Apo, Uğur’un günde on kez “Anam avradım olsun ki lan! Babam ölsün ki lan!” deyişinin ardındaki örtülü bildiriyi daha bir güçlü yakaladılar. İkisi de evlendi. İkisinin de birer oğlu oldu. İkisi de oğullarının adını…

Explore posts in the same categories: Boş Arsa'dan Sızanlar

Comment: