Tecrit

Düşüncesini fark etmeden seslendirdi, “Bunu bana benden başka kimse yapamaz.” dedi Derin; halıya uzanmış, gözleri tavana dikiliyken. Yirmi sekiz saatlik orucu altı dakika geçmişti bu sefer. Çilehanesinden çıkıp mutfağa yürüdü. Isıtıcının düğmesine bastı. Memnuniyetle dışarı, ağaçlı yola baktı.

Mutfaktan dönerken elindeki hazır çorbadan bir yudum içti. Oturdu. Canlı bir dalgınlıkla düz duvara baktı. Bir yudum daha içti. Her yudumda tazelendi. Zihninde insanlar canlandı yeniden: Konuşan, susan, hareket eden ve duran. Keyifle seyretti. Onları bir kez daha anladığına inandı ve onları bir kez daha çok sevdi. İnsanların ulaşılamaz olduğunu ileri süren yaygın düşünceyle bağı kalmamıştı artık.

“Tefekküre dalmadıkça kimse ne kendine, ne başkasına yaklaşabilir.” dedi bardağını yalarken. Gülümsedi. Burnunun ucuna çorba bulaşmıştı.

“Düşünemeyen, hayal edemeyen yalnızdır…”

Sakin, ceketini giydi. Dışarı çıktı. İlk defa görüyor gibi ağaçlara, otlara, hayvanlara ve insanlara baktı. Bir yere yetişmenin telaşıyla ne kendini, ne de başkasını fark edemeyenlere baktı saygıyla. Korkuları, endişeleri yüzünden körleşen, sertleşenleri seyretti anlayışla. Kalabalığa karıştı. Suda bir damlaydı. Her yönden müdahale ettiler: İttiler, sıkıştırdılar, önünü kestiler, sürtündüler, çarptılar.

Her müdahalede güçlendi, maneviyatı yükseldi. Her ayın ikinci cumartesi, yirmi sekiz saatlik oruç ve kapanma sayesinde ulaştığı bu şerbetli hâli seviyordu. Kalabalığın içinde yürümeye devam etti. Tecrit, kısa bir süre için ve zorlamasız uygulandığında sonuçları umut vericiydi. Aynı şekilde bedene hükmetmek, düşünceleri bir düzene koymak da çok güzeldi.

“Çünkü güzel saydığımız çoğu şey aslında sadece alışkanlık.” dedi Derin gene farkında olmadan yüksek sesle.

“Efendim?” dedi aynı hizada yürüdüğü bir adam.

Gülümsedi Derin. Gülümsediler. Derin, çok tanıdık biriyle konuşuyormuş gibi anlatmaya başladı. Ordan burdan konuştular. Ve sonunda özgün ibadetini ve sonuçlarını anlattı. Adam etkilendi. Adam, özgün ibadetin sonucunu capcanlı karşısında görünce daha bir ikna olmuştu… Sonra?

Sonra Derin ve gibiler çoğalmaya başladılar. Bazen rıhtımda yürürken açık bakışlı, güven veren tipler dikkatimi çeker,

“Acaba…” derim “…bu da mı o özgün ibadeti yapıp tefekkürle ışıyanlardan?”

Eee… Bana gelince. Kendi adıma hiçbir zaman Derin olamadım. Ama bu iyicil insanın ve de insanların gittikçe yayılan özgün ibadetlerine hayranlık duydum. Ve onları zaman zaman dinleme ve gözlemeleme şansına eriştim. Sanırım bu saatlerde kayalıklarda oturmuş batan güneşe bakıyordurlar. Bir hikâye oluşturamayacak kadar düz ve büyülü hayatlarıyla gökyüzünü kızıla boyuyordurlar.

Explore posts in the same categories: Boş Arsa'dan Sızanlar

Comment: