Seçim

Bahadır, Tarkan ile Uygur’un babası. Gülistan’ın kocası. İki katlı gecekondunun çatısında bira içiyor. Gökyüzü yıldız dolu. Ay hilâl. Anteni kırık transistörlü radyoda bir Gürcü türküsü

Yarı sıvalı duvara kafa atıyor. Birkaç kırmızı tuğla parçası dökülüyor yere. Bir saattir Bahadır’ın ağzından laf çıkmıyor. İlginç. Biri tırmanıyor korkuluksuz, gri merdiveni.

Tarkan, “Baba n’aber?” diyor.

“İyidir. N’oldu?”

“Hiiç.” diyor Tarkan. Bir ân duraklıyor ve dönüyor geri.

Babanın midesi kazınıyor. “Tarkan!”

“Buyur baba?”

“Fıstık varsa getir bana ordan oğlum.”

“Olur baba.”

Bahadır koca göbeğini kaşıyor. Kelini şaplaklıyor karpuz tokatlar gibi. Keyifsizce göğe bakıyor. Ayın ayçalığında bir yıldız. Öfkeye kapılıyor yeniden. Bir yumruk indiriyor duvara bu sefer. Biraz sıva, biraz tuğla dökülüyor .

“Taş kafa! Taş kafa!” diye kızıyor kendine. Kızaran yumruğunu öpüyor. “Sen niye Allah’ın komünistini evine alırsın? Manyak mısın? Aptal mısın? Beyinsiz misin?.. Öküzzz!… Herif geldi üstü başı düzgün. Yüzü düzgün. Efendiden bi herif. Tamam. Evet. Ama ayakkapları yok! Neden? Görmedin sanki!.. Kaçarken düşürmüş demek. Kimden? İllegal bir durum var. Kuşkulansana. Ama sen öküz bunu akıl edemedin. Peki bu olayı nasıl anlatıcam Ocak’takilere? Anlatamam. Mümkün değil! Rezil oldum.”

“Baba çağır polisi olsun bitsin gitsin.” diye cılız bir ses geliyor karanlıktan. Elinde bir kâse fıstık Tarkan belirdi.

“Sen beni mi dinliyosun oğlum gizli gizli? Kendi kendime konuşuyorum burda ben.”

“Yok baba fıstık getirdim ben.”

Bahadır gülümsüyor saatlerdir ilk defa, “Ben de cinnet getirdim yer misin?”

“Efendim baba?”

“Hah hah ha! Gel! Gel hele bi… Babayın canına kurban senin.”

Göğsüne bastırıp Tarkan’ı saçlarını okşuyor. “Uygur n’apıyo Uygur?”,

“N’apsın Hatırla Sevgili’yi seyrediyo.”

“O ne lan?”

“Dizi baba.”

Bahadır “Haaa! O dizi! Tevekkeli değil beni yadırgayıp duruyolar Ocak’ta. Sanki olacağı önceden görüyolar. Sanki alnımda yazıyo ‘Bu herif görün bakın bi komüniste yataklık edecek.’ diye. Tövbe tövbe.”

Tarkan babasını yatıştırmak için, “Ver polise gitsin baba!” deyiveriyor kaygızsız, öyle, dümdüz. Bahadır oğlunun ay gibi yüzüne, yıldızlar gibi parlayan gözlerine bakıyor.

“E gençliğin güzelliği görünüşte tabi. Kafanın içi de güzel olacak.”

Tarkan bir parça açılıyor babasından.

Bahadır coşkuyla sürdürüyor, “E be evlatcağızım biz niye çalışıyoruz? De bana?”

“Vatan için baba.”

“Peki vatan için çalışanlar dost mu düşman mı bize?”

“Dost baba.”

Bahadır lafı neresinden toparlayacağını bilemez bir vaziyette bir ân kalıyor. Sonra aradığını bulmuş gibi oğluna dönerek

“Sovyetler çöktü di mi?”

“Çöktü baba.”

“Komünistlerin gitçek bi yeri yok… E Çin için çalışıyorlar desen. O da saçma…”

“Evet saçma.”

“ E bir tek Amerika kaldı geriye. Komünistin de Amerika için çalışacak hâli yok. Antiemperyalistiz diye bağırıyolar… Eee?… Patron için, zengin için de çalışacak hâli yok bunların. Peki kim için çalışıyo bu bokyedi başılar?”,

“Bilemem baba?”

“Ben az daha ileriyim senden evladım. Ben anlamıyorum. Anladın mı?”,

Tarkan anlamasa da “Anladım baba.” dedi.

Baba oğlunun saf yüzüne bakıp acı dolu gülümsedi. “Offf! Of ki of! Biz boşuna eylem adamı olmadık. Böyle çok düşünmeyelim diye. Ama yaş elli. Eylem mi kaldı artık. Altmış sekiz’i de gördük, doksan sekiz’i de. Vay ki vay. Şimdi şu bodrumdaki var ya?.. Dilim söylemeye varmıyo ama… Aslında hep bu vatan için çalıştı.”

“Komünist o baba.”

“O komünist, anarşist, öteki Kürt, Ermeni, beriki Alevi, Caferi geriki ibne, karı… E ne kaldı lan geriye?”

“O zaman n’apacağız baba?”

“Annen karnabahar yapmıştı koy tabağa ver. Isıtma sakın. Soğuk soğuk zıkkımlansın it.”

“Tek başıma mı götüreyim baba?”

“Adına yakış oğlum adına yakış.”

“Olur baba.”

“Hadi marş marş.”

Tarkan karanlığın içinde kayboldu. Bahadır arkasından bağırdı “Tarkaaan! Isıtta ver oğlum. Ayıp. Isıtta ver.”

Döndü kendi hesabına. Bir kafa daha attı duvara. Sersemledi. Çöktü duvarın dibine. Göğe baktı. Ayın ayçalığındaki yıldız parıldadı.

Explore posts in the same categories: Boş Arsa'dan Sızanlar

Comment: