Oyuncaklar
Ceren dönme dolapta annesiyle babasının arasında oturuyor. Sağında anne, solunda baba. Bakışları sert. Annesine de babasına da mesafeli. Çünkü onlar boşandılar. Çünkü başkalarıyla evlendiler. Çünkü başkalarından başka çocuklar yaptılar. İşte, biraz pedagog tavsiyesi ve biraz da Ceren’in inadıyla cumartesileri bir araya geliyor, geziyorlar.
Ceren gezmelerde ikisinin ortasında duruyor. Annesiyle babasını ayıran hem de birleştiren bir konumda olduğunun çok farkında. Konumunu sonuna kadar kullanıyor. Dolap dömeye ara veriyor. İniyorlar.
Pamuk Şekerci’ye bakıyor Ceren, “Baba! Pamuk!”
Baba derhal pembe şekerlere yöneliyor.
Anne, “Az önce kağıt helva yemedin mi Cerenciğim.” diyecek oluyor…
Ceren cevabı yapıştırıyor “Ben babamdan istedim bi kere. Sen Karışma!”
Anne, “Ne biçim konuşma bu!” derken
baba giriyor araya “Bugün Cumartesi! Sık boğaz etme çocuğu.”
Anne iki bir mağlup. Susuyor. Yürüyorlar. Anne geride kalıyor bu kez. Aşağılanmış bir şekilde onları takip ediyor. İlerde bebek yakalama makinesi var. Ceren babasının da elini bırakıp makineye koşuyor. Baba da tek kalıyor şimdi. Ceren kendini mutsuz bir pirenses olarak abartıyor. Cebindeki demir paralardan birini, başını bir sağa bir sola yatırıp mırmır ederek ve sanki bir keseden altın çıkarır gibi çıkararak makineye atıyor. Ve bir oyuncak bebek yakalamaya çalışıyor. Baba elleri ceplerinde kızını izliyor uzaktan. Anne hemen onun arkasında aynı şekilde duruyor.
Baba arakaya dönüp, “Nasıl gidiyor?” diyor.
Anne “Çok iyi. Çok mutluyum. Hiç bu kadar mutlu olmamıştım.” derken ç’lere ve t’lere bastırarak sanki tükürüyor. Ama aynı soruyu eski kocasına yöneltmiyor. Havaya bakıyor.
Tam bu anda Ceren arkasına dönüyor. Anne babasının sakil durumlarını pirensesvari bir acımayla seyrediyor. Derken makinenin ona tanıdığı süre son buluyor. Koşarak babasını geçip annesinin yanına geliyor. Baba, kalakalıyor bu sefer.
Bir sarman kedi gibi annesinin eteğine sürtünerek, “Cep telefonu alıcaz mı anne?” diyor.
Anne muzaffer, babaya bakıyor.
Ceren bastırıyor “N’olur anne! N’oluuuuuur!”
“Tamam kızım burdan çıkalım. Büyük Çarşı’dan alırız.”
“Sinemaya da gider miyiz anne?”
“Gideriz.”
Bu kez annesinin elini tutup babasını geride bırakıyor Cerencik. Geriye bakmıyor bile. Babasının yürüyen bir ‘düşünen adam heykeli’ gibi onları izlediğinden son derece emin. Annesinin yanında sekerek yürüyor. Cumartesi maceralarını okulda nasıl anlatacağını ve ganimetlerini nasıl arkadaşlarına sergileyeceğini hayal ediyor bir yandan. Küçük bir Leydi Makbet olarak iktidarını perçinliyor. Şen kahkahalarla lunapark’tan çıkıyorlar. Minik hanım lütfedip babasını da diğer yanına alıyor. Kaldırımda yürüyorlar. Biz arkalarından bakıyoruz. Eski siyah beyaz filmlerdeki gibi üçlü uzaklaşırken daire kapanıyor. Çerçeve kararıyor.
