Memleketim
İkisi de mahalleden. Rıhtımda denk geldiler. Sevmezler birbirlerini, görmez geçerler. Ama nasılsa denk geldiler. Rıhtımdaki balıkçı barakalarının önünde. Komşu çocukları. Küs komşuların çocukları. Dik dik bakanı ve sopa yutmuş gibi her zaman dik duranı Korkut. Umursamaz ve her zaman sol kaşı kalkık olan Cesur. Cesur kayıkta palamarı alırken Korkut beliriyor babanın arkasında; Cesur’u fark etmiyor öylesine Selime bakıyor dik ve dalgın. Boş bulunuyor ikisi de. Gözgöze geliyorlar. “N’aber?” diyor Cesur umursamazca. “İyidir.” diyor Korkut gözleri puhu gözleri sanki kocaman. Bir süre duruyorlar donmuş film karesi gibi. “Balığa çıkıyorum. Atla.” Korkut bir süre idrâk etmeye çalışıyor lafı. Vücûdu kekeliyor. Bir şey demeden atlıyor kayığa. “Niye çekineyim. Atlarım abi.” edâsı var kayığa binişinde. Motorun ipini çekiyor davetkâr avcı. Dalgakıranı geçip açılıyorlar.
Açılırken ikisi de birbirine bakmıyor. Yeterince açıldıktan sonra motor susuyor. Cesur hazırladığı çapari takımından birini Korkut’a veriyor. İki delikanlı oltalarını kuruyor ve salıyorlar suya. Kurşunlar dibe değdikten sonra kollarını kocaman kocaman kaldırıp indiriyorlar. Tekne hafiften iskele sancak yatıyor. Hava esintili. Karayel mi Poyraz mı? Karar veremiyorlar. Her hikâyede olsa; bir yunus kabilesi geçiyor yirmi otuz kulaç öteden. İkisi de birbirine belli etmeden gülümsüyor. Yunusların biletsiz seyircisi oluyorlar. Av unutuluyor, misinalar dolanıyor dipte. Rüzgâr kayığı kıyıya atıyor. Korkut uyanıyor başlıyor oltasını çekmeye. Balık geliyor balık. İşte en üstteki iğnede bir hamsi, karnına saplanmış iğne. İkinci iğnede tıfıl, acemi bi mezgit. En alt iğnedeyse Cesur’un oltası. “Avcı avcının avıdır.” desek… Korkut kızıyor kendine. “Siktiret.” Diyor Cesur “Değmez bir olta için üzülmeye. Sana bir şey olmasın.” Korkut şaşırıyor bu lâfa; ilk şaşırdığından daha çok. Cesur ise herkese, her zor durumda söylediğini söylüyor sadece. Dolaşık oltaları çözmek için çabalıyorlar. On yirmi kulaç ötede yunusların kahkahaları. Epey sürüyor çözüm. Ama av da kaldığı yerden sürüyor. Atıyorlar çekiyorlar balık. Boş gelmiyor. İki saatte livar silme doluyor.
Şarkı söylüyorlar beraber. “Of Sürmene arası biz geldik Trabzona/ Bin kaptan feda olsun kurtuluş savaşına.” Of of! Ne bereket! İkisinin de içi gevşiyor. İnatlarını -atalarının inadını- bıraksalar sarılıp ağlayacaklar. Av bitiyor. Kayık barınakların kıyısına yanaşıyor. Herkesin dayısı Rüştü bağlıyor palamarı. “Balığa bak ulan… Akşama rakı balık o zaman. Yıkanın gelin.” Korkut, karaya ayak basar basmaz geriliyor. “Ben akşam Cingöz’deyim. Eyvallah.” Dönüp bir kez daha bakıyor Cesur’a “Eyvallah.” Umursamadan bir sigara yakıyor beriki. “Ee?” diyor Rüştü hiçbir şey anlamamış gibi. “Odun işte.” diyor Cesur. “Yontulmamış odun.” “Eee?” diyor Rüştü dayı. “Ben yıkanıp geliyorum. Sen mangalı yakarsın dayı.”
26/10/2008 at 21:03
Memleket cahiliyye döneminde…
26/10/2008 at 22:01
bu dönem bitmeyecek mi?